2 dk okuma
Fotoğraf: Bernard Gagnon, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
Bergama kralı Attalos'un kurduğu liman kenti, Roma'nın, Selçukluların ve Osmanlıların elinde büyüdü. Kaleiçi'nin sokakları bu hikâyenin bütün katmanlarını taşıyor.
Antalya'nın hikâyesi, MÖ 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Attalos'un bu korunaklı koya bir liman kenti kurmasıyla başlar. Kent, kurucusunun adıyla Attaleia olarak anıldı. Kısa süre sonra Roma'nın eline geçen Attaleia, Pamfilya kıyısının önemli limanlarından biri oldu.
Roma döneminin en görünür izi, İmparator Hadrian'ın MS 130'daki ziyareti için yapılan üç kemerli kapıdır. Kentin surları, Hıdırlık Kulesi ve liman bu dönemden itibaren şehrin silüetini belirledi. Bizans döneminde Antalya, Akdeniz'in doğusuyla bağlantılı önemli bir liman olmayı sürdürdü.
13. yüzyılın başında Selçuklular kenti aldı ve Antalya, Anadolu'nun Akdeniz'e açılan kapılarından biri hâline geldi. Yivli Minare, bu dönemin şehre kazandırdığı en bilinen yapıdır. Osmanlı döneminde ise Kaleiçi'nin bugün gördüğümüz ahşap cumbalı evleri ve dar sokakları şekillendi.
20. yüzyılın ikinci yarısında Antalya, bir liman kasabasından Türkiye'nin turizm başkentine dönüştü. Kaleiçi'nin evleri restore edildi, şehir doğuya ve batıya doğru sahiller boyunca büyüdü. Bugün milyonlarca ziyaretçinin geldiği Antalya'da tarihi merkez, bu hızlı büyümenin ortasında eski kentin hafızasını korur.
Kaleiçi'nde bir akşam limana inerken bu katmanları sırayla görmek mümkündür: Roma kapısı, Selçuklu minaresi, Osmanlı evleri ve en altta, iki bin yılı aşkın süredir aynı koyda demirleyen tekneler.