2 dk okuma
Fotoğraf: Bernard Gagnon, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
Denizden uzaklaşan liman kentlerinden Apollon'un kehanet tapınağına, mermerin başkenti Afrodisias'a: Büyük Menderes vadisinin binlerce yıllık hikâyesi.
Büyük Menderes, Anadolu'nun en kıvrımlı nehirlerinden biridir; öyle ki "menderes" kelimesi, dünyanın birçok dilinde kıvrılarak akan nehirleri anlatmak için kullanılır. Nehir, binlerce yıl boyunca taşıdığı alüvyonlarla ovayı besledi ve kıyı çizgisini sürekli değiştirdi.
Antik çağda nehrin ağzındaki İyonya kentleri, denizle iç içeydi. Milet, dört limanıyla İyonya'nın en güçlü kentiydi; Thales gibi filozoflar burada yetişti. Karşı kıyıdaki Priene, düzenli sokak planıyla şehircilik tarihine geçti. Milet'e bağlı Didyma ise Apollon'un kehanetleriyle antik dünyanın her yerinden ziyaretçi çekti.
Ama nehir, bu kentlerin kaderini de belirledi. Taşınan alüvyonlar limanları doldurdu, deniz kilometrelerce geri çekildi. Liman kentleri ticaretlerini kaybetti; bir zamanlar körfez olan Latmos'un ağzı kapandı ve Bafa Gölü oluştu.
İç kesimdeki Afrodisias ise başka bir yoldan ünlendi. Yakınındaki mermer ocakları sayesinde kent, Roma döneminde heykel sanatının merkezlerinden biri oldu; Afrodisiaslı heykeltıraşların eserleri imparatorluğun dört bir yanına ulaştı.
Bugün Aydın'da bu hikâyeyi bir günde izlemek mümkündür: denizden uzakta kalmış bir liman tiyatrosu, tamamlanamamış bir tapınak ve mermerden yontulmuş yüzler.