2 dk okuma
Fotoğraf: Yahia.Mokhtar, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
Bir uç beyliğinin ilk başkenti olan Bursa, türbeleri, külliyeleri ve hanlarıyla bir imparatorluğun nasıl doğduğunu bugün hâlâ anlatıyor.
Bursa'nın Osmanlı hikâyesi, 1326'da Orhan Gazi'nin uzun bir kuşatmanın ardından şehri almasıyla başlar. Küçük bir uç beyliği için bu, ilk büyük şehir ve ilk başkent demekti. Babası Osman Gazi'nin naaşı da Bursa'ya getirildi ve şehrin kalesindeki Tophane'ye defnedildi.
Sonraki yüzyılda her sultan Bursa'ya kendi izini bıraktı. Orhan Gazi şehirde ilk külliyeyi kurdu, Yıldırım Bayezid yirmi kubbeli Ulu Cami'yi yaptırdı, Çelebi Mehmed ise çinileriyle ünlü Yeşil Cami ve Yeşil Türbe'yi bıraktı. II. Murad'ın Muradiye Külliyesi, hanedanın birçok üyesinin son durağı oldu.
Bu külliyeler yalnızca dini yapılar değildi. Her biri cami, medrese, imaret ve hamam gibi yapılarla çevresinde yeni bir mahallenin doğmasını sağladı. Bursa, böylece külliyelerin çevresinde büyüyen bir şehir oldu.
Başkent zamanla Edirne'ye, sonra İstanbul'a taşındı; ama Bursa önemini kaybetmedi. İpek Yolu'nun batı ucundaki konumu sayesinde ipek ticaretinin merkezi oldu; Koza Han ve çevresindeki hanlar, bu zenginliğin izlerini taşır.
Bugün Bursa'da yürürken Osmanlı'nın ilk yüzyılını yan yana görmek mümkündür. Bu miras, 2014'te Cumalıkızık köyüyle birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi.