2 dk okuma
Fotoğraf: Antoloji, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
Sultanahmet'in kalabalığından uzakta: Balat'ın renkli evleri, Fener'in yokuşları, Kuzguncuk'un sakin sokakları ve hanların çatılarından şehir manzarası.
İstanbul'un en çok fotoğraflanan yerleri birbirine yakındır ve bu yüzden hep kalabalıktır. Oysa şehrin asıl dokusu, Haliç kıyısındaki eski mahallelerde ve Boğaz'ın sakin köylerinde yaşar. Bu köşeleri görmek için vapur, tramvay ve biraz da yürüme isteği yeterlidir.
Haliç'in güney kıyısındaki Balat ve Fener, renkli cumbalı evleri, dik yokuşları ve kiliseleriyle bilinir. Yokuşun tepesindeki kırmızı tuğlalı Fener Rum Lisesi, uzaktan bile mahallenin simgesidir. Sokaklar son yıllarda kafeler ve antikacılarla canlansa da, çamaşır iplerinin uzandığı arka sokaklarda gündelik mahalle hayatı sürer.
Anadolu yakasında Kuzguncuk, Boğaz kıyısında ahşap evleri, bostanı ve yan yana duran cami, kilise ve sinagoguyla küçük bir köy havası taşır. Üsküdar'dan sahil boyunca yürüyerek ulaşılabilir; dönüşte Boğaz'ın kıyısındaki çay bahçelerinden birinde mola vermek günü tamamlar.
Tarihi Yarımada'nın kalbinde de kalabalıktan kaçmak mümkündür. Süleymaniye Camii'nin arkasındaki sokaklarda eski İstanbul evleri ve fasulyeciler, Kapalıçarşı'nın çevresindeki hanlarda ise hâlâ çalışan atölyeler bulunur. Bazı hanların çatılarından görülen Haliç manzarası, kartpostallarda görmediğiniz bir İstanbul'u gösterir.
Beyoğlu'nda Çukurcuma'nın antikacıları ve Cihangir'in merdivenli sokakları da yürümeye değer. Bu semtleri bir hafta içi sabahı gezmek, İstanbul'un yalnızca bir turist şehri değil, milyonlarca insanın yaşadığı bir şehir olduğunu hatırlatır.