2 dk okuma
Fotoğraf: Andrey Filippov 安德烈, Wikimedia Commons, CC BY 2.0
İstanbul'da yemek bir gün boyunca süren bir yolculuktur: sabah simit ve kahvaltı, öğlen balık ekmek ve esnaf lokantası, akşam meze ve rakı sofrası.
İstanbul'da gün simitle başlar. Sokak köşelerindeki tezgâhlardan ve tablalı simitçilerden alınan susamlı simit, yanında bir çay ya da bir dilim peynirle, şehrin en demokratik kahvaltısıdır. Daha uzun bir sabah için ise serpme kahvaltı geleneği vardır: peynirler, zeytinler, reçeller, bal ve kaymak, menemen ve sıcak pişilerle kurulan masalar özellikle hafta sonları saatlerce sürer.
Öğle yemeği için şehrin en iyi adresleri esnaf lokantalarıdır. Tencere yemekleri, zeytinyağlılar ve pilavlar sabah hazırlanır, vitrinde seçilerek servis edilir. Eminönü'nde Galata Köprüsü'nün dibindeki teknelerde pişen balık ekmek ve kıyıda satılan midye dolma ise ayakta yenen klasik sokak lezzetleridir.
Akşam İstanbul'un sofrası meyhanededir. Soğuk mezelerle başlayan, ara sıcaklarla devam eden ve mevsim balığıyla tamamlanan meyhane sofrası acele etmeden, uzun sohbetlerle kurulur. Kumkapı, Beyoğlu ve Kadıköy, meyhaneleriyle bilinen semtlerdir.
Kadıköy Çarşısı ise mutfak meraklıları için ayrı bir duraktır. Balıkçılar, turşucular, şarküteriler ve baharatçılar arasında dolaşmak, Anadolu'nun farklı bölgelerinden gelen ürünleri aynı sokakta görmek demektir. Avrupa yakasında bunun karşılığı, Eminönü'ndeki Mısır Çarşısı ve çevresidir.
İstanbul'da tatlı da bir gelenektir. Baklava, sütlaç ve kazandibi gibi muhallebici tatlıları ile lokum, şehrin farklı semtlerinde yüz yılı aşkın geçmişe sahip dükkânlarda bulunur. Bir öğleden sonra kahvesinin yanına eklenen küçük bir tatlı, günü tamamlamanın en İstanbul usulü yoludur.