2 dk okuma
Fotoğraf: Hamdigumus, Wikimedia Commons, CC0
Kervan yolunun üzerindeki bir Osmanlı kasabasından Cumhuriyet'in çelik şehrine: Safranbolu ve Karabük'ün yan yana duran iki farklı hikâyesi.
Safranbolu'nun hikâyesi, Karadeniz kıyısını Anadolu'nun içlerine bağlayan kervan yolunun üzerinde başlar. Bu yol, kasabaya ticaret, hanlar ve zanaatkârlar getirdi. Osmanlı döneminde Safranbolu, deri işçiliği, demircilik ve yemeni denilen ayakkabıların yapımıyla tanınan zengin bir çarşı kasabası oldu.
Kasabanın zenginliği, 17. ve 19. yüzyıllar arasında yapılan hanlarda, camilerde ve özellikle konaklarda kendini gösterdi. Aileler kışı çarşıdaki taş ve ahşap evlerde, yazı ise yukarıdaki bağlarda geçirirdi. Bu yaşam biçimi, kasabanın bugün de görülen iki parçalı dokusunu oluşturdu.
Kasabanın adı, çevresinde yüzyıllardır yetiştirilen safrandan gelir. Bir zamanlar bölgenin önemli ürünlerinden biri olan safran, bugün yakın köylerde küçük ölçekte üretilmeye devam ediyor.
20. yüzyılda ise hikâyeye yeni bir sayfa eklendi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, kasabanın yakınındaki küçük bir köyde demir-çelik fabrikası kuruldu. Fabrikanın çevresinde büyüyen Karabük, kısa sürede bir sanayi şehrine dönüştü.
Bugün iki şehir yan yana durur: bir yanda fabrika bacaları, diğer yanda UNESCO listesindeki ahşap konaklar. Safranbolu'nun 1994'te Dünya Mirası Listesi'ne girmesi, kasabanın bu dokusunun korunmasında önemli bir adım oldu.