
2 dk okuma
Fotoğraf: Hansm, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
Bin bir kilise şehri Ani'den Saltuklu kalesine, Rus döneminin Baltık binalarından Doğu Ekspresi'ne: Kars'ın katmanlı hikâyesi.
Kars'ın hikâyesi, Kafkasya ile Anadolu arasındaki yüksek platoda, yüzyıllar boyunca el değiştiren bir sınır bölgesinin hikâyesidir. 10. ve 11. yüzyıllarda Bagratlı krallığının başkenti Ani, İpek Yolu üzerindeki ticaretle zenginleşti ve görkemli kiliseleriyle "bin bir kilise şehri" olarak anıldı.
1064'te Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Ani'yi almasıyla bölge yeni bir döneme girdi. Kars Kalesi'nin bilinen ilk yapımı, bu dönemden sonra bölgeye hâkim olan Saltuklulara dayanır. 16. yüzyılın sonunda Osmanlılar şehri yeniden imar etti; kale surları, Evliya Camii ve Taşköprü bu dönemde yapıldı.
1878'de Kars, Rus yönetimine geçti ve kırk yıl boyunca bu yönetimde kaldı. Bu dönemde şehir, geniş ve düz caddeler, Baltık tarzında taş binalar ve bir Ortodoks kilisesiyle yeniden planlandı. Bugün Kars'ın merkezindeki birçok yapı, bu dönemin izlerini taşır.
1918'den sonra şehir Türkiye'ye katıldı. Sonraki on yıllarda Kars, peyniri, balı ve sert kışlarıyla tanınan bir doğu şehri olarak yaşamaya devam etti. Orhan Pamuk'un "Kar" romanı ve son yıllarda Doğu Ekspresi, şehri yeniden gündeme taşıdı.
Bugün Kars'ta yürürken bu katmanları bir arada görmek mümkündür: kalenin bazalt surları, kiliseden dönüştürülmüş camiler, Rus dönemi caddeleri ve şehrin dışında, Arpaçay kıyısında sessizce duran Ani.